3. RUMKALE SU SPORLARI FESTİVALİ YARIŞ NOTLARI

Gaziantep'te düzenlenen Rumkale Su Sporları Festivali'nde sporcumuz Dilek Nayır kulaç attı. Oldukça farklı bir deneyim olan bu yarışma için kaleme aldığı yazıyı sonraki senelerde yarışa katılacak sporcularımıza faydalı olması için bir yarış notu olarak paylaşıyorum. 

İyi okumalar...

Organizasyon günü (12 Ekim 2019) feribotla Finish alanından start alanına götürüldük. Feribottan suya atladığımda ilk hissiyatım vücuduma batan iğnelerin acısıydı ama denemeden bırakmak istemedim. Hayatım boyunca bu kadar soğuk suda bu kadar uzun yüzmemişimdir.


Organizasyon bonesi SPA bonesi gibiydi, içine silikon bone takmıştım. Gözlüğü iki bone arasına mı taksam diye tereddüt edip, iki bone üzerine takmıştım. Daha 100 m yüzmeden başımda ağırlık hissetmeye başlamıştım ki bir yüzücünün uyarısını dikkate alarak kumaş boneyi çıkardım ama gözlüğü tekrar takmak  birkaç dakika sürdü. Suda durmak zordu, ne deniz ne de havuz suyuna benziyordu. 

Daha feribottan atlar atlamaz soğuğun etkisiyle yarışı bırakanlar olmuştu, parkur boyunca da devam etti. Bir ara bota seslerini duyurmak için 'imdat' diye bağıran bir grup oldu arkalarda. (Daha sonra bu grubun sesine kulak verilmediği için çareyi kayalıklara yüzüp, orada beklemekte bulduklarını öğrendim.)

Akreditasyon sırasında teknik toplantı olmayacağını öğrendiğimde 'hakem var mı?' diye sormuştum, 'Tabii' demişlerdi, ama yoktu. Parkurda hiç yönlendirme yoktu. Feribottaki bilgilendirmede finish'i göremeyeceğimiz söylendi ama. 

Yüzerken hep 2 kol 1 nefes yüzdüm. Daha fazla kolda nefes almayı da denedim ama olmadı. Kurbağalama denedim olmadı. Yüzümü uzun süre suyun içinde tutamıyordum. Başım, boynum , burnumda buz gibi suyu hissediyordum. Bir ara kendime eziyet ettiğimi, dayanamayacağım bir noktaya gelirsem bırakırım diye düşündüm. Çevrede dolaşan bot sürekli bir yüzücüyü sudan alıyordu. Onları farkettiğimde yaklaşmamaları için tüm gücümle yüzmeye çalışıyordum. Bir süre sonra da sağ el serçe parmağımı hissetmiyordum, parmaklarımı bir arada tutamıyordum. Bir ara parmağımda morarma olup olmadığını kontrol ettim, yoktu.

Parkuru tamamlamaktan daha önemli hedefim sudan sağlıklı bir şekilde çıkmaktı. Üşümemek için ara vermeden yüzmeye çalışıyordum. Etrafta dolaşan botlar ters akıntı yarattığında yüzecek gücü bulamayıp biraz durdum ama durmak da kolay değildi. En zor anım olsa gerekti, 'zannettiğinden daha güçlüsün Dilek' dedim kendime. Bir gün önce yeğenim yazmıştı bana; 'You are stronger than you think'. 

Dönmem gereken bir viraj hedefimdi , ulaşıp virajı dönerken sol kayalıklarda Atatürk 'ü gördüm, o kadar çok umutlandım ki, son 500m'de olduğumu düşündüm. Toplanma alanındayken Atatürk ve Bayrak posterleri asılıydı kayalıklarda. Finish'in orada olduğunu bilseydim, daha emin bir şekilde yüzerdim. Sağda karada bana el kol sallayan 2 kişi vardı, durup bakınca iki tahta merdiven gördüm. Yüzünce sol merdivende kalan bir adam vardı, ćıkamıyordu, sağdakine yöneldim. İki adam beni tutup çekmeye kalktı, 'Durun, bir saniye' dedim, daha basamağı bulamamıştım. Tekrar hamle yaptıklarında 'Ben çıkarım ' dedim. Yarışta parkurdan yardımsız çıkmak gerektiği bilinir hep. Çıktım, bırakmadılar.  Kolumdan tutup bir yere oturttular, su getirdiler, kimse çipe saldırmıyordu. Beni oturturlarken bir tarafta yerde oturan ve yatanları gördüm. İlkyardım görevlileri beni bırakmıyordu, karaya çıkmak istediğimi söyledim, iskeledeki hareket dengemi bozuyordu. Yine eşlik ettiler, yine bırakmadılar, karada bir sandalyeye oturttular. Bu sefer yanımda şoktan konuşamayan bir yüzücünün tansiyonu ölçülüyordu. Az sonra ben de dişlerimin zangırdamasına ve bacaklarımın titremesine engel olamayacaktım. Vücut ısı dengesizliğinden dediler, havlu getirdiler, 2 bardak sıcak su içirdiler. Diğer yüzücüler benim nerede bıraktığımı, neden bırakmadığımı soruyorlardı. 10 dakika sonra üzerimi değistirmek için emanet mağarasına eşlik ettiler. Tek başıma giyinebileceğimi söyledim. Sonra elime yemek tutuşturdular, yemem dedim, ye dediler, yedim. Yarış sonrası suyun 14 derece olduğu, bu yüzden mesafenin 3500 metreye düşürüldüğü açıklandı. Otele gelince dus aldım. Çay içtim, biraz ilaç takviyesi aldım, akşam yemeğinde de sadece Beyran Çorbası içtim. Hasta olmak istemiyordum. 

Ertesi gün yolculuk sırasında  yüzücüler ve yakınları ile bir araya geldiğimde duyduklarım tedirgin ediciydi.  Yarış başlar başlamaz çoğu sporcu hemen sudan çıkmak istemiş, büyük bir ihtimalle botlar yetersiz kaldı, sporcular da panik yaşadı. Tam bu sırada da karada takviye olarak ambulans ve ilkyardım görevlilerine ihtiyaç olduğu sürekli anons ediliyormuş. Alana ambulanslar, sedyeli ilkyardım ekipleri gelmiş.  Sudan çıkarılan bazı sporcularda bilinç kaybı varmış, bir sporcunun soğuktan morardığı yine söylenenler arasında. Getirilen sporcular yürüyecek durumda olmadığı için ekip tarafından taşınıyormuş. Bu sırada sporcu yakınlarının yaşadığı panik de bir başka konu.

6 yüzücü Hipotermi sebebi ile hastaneye kaldırılmış, biz Pazar günü yola çıktığımızda bu yüzücülerden bir tanesinin hastanede tedavisi devam ediyormuş ama durumu iyiymiş. 210 yüzücüden sadece 45 kişi bitirebilmiş ve genelde de yüzerken ve çıkarken yaşadığımız şeyler çok benzer. Çoğu sporcu organizasyon tarafından verilen şirin, kırmızı spa bonesi ile yarışa başlamıştı. Benimse o şirin bonem Fırat'ın derin ama serin sularına gömülmüştü.  Beni ne kadar korudu bilinmez ama silikon boneme çok şey borçlu olabilirim. Bir de daha oteldeyken karın ve oblik bölümüne vazelin sürmüştüm, suya atlar atlamaz donarak bir tabaka oluşturmuş olabilir mi?

Diğer varsayımlarım da;

Suyun 14 derece olduğu açıklansaydı yüzer miydim? Teknik toplantı yapılıp, önemli olanın sağlık olduğu vurgulansaydı, hipotermi belirtileri anlatılsaydı, daha fazla önlem alınsaydı, sporcu motivasyonu için 2 farklı mesafede parkur olsaydı, açık suda tecrübeli hakemler olsaydı...

"Sağlık için spor, spor için sağlık"

Dilek Nayır

Etiketler:

İletişim Formu

Tüm Hakları Saklıdır | e-Revizyon Dijital Medya